var mıydın ki sen?
aynanın karşısı mıydı
yoksa yerim
alışıktır baharlarım
namüsait sevdalara
akamayan nehirlere
sehersiz gecelere
ışıksız düşlere
nedensiz sevişlere
ısınamayan ellere
sen de aynı çıktın işte
aynı diğerleri gibi
yuvalanırken içime
ıskaladın sevdamı
nedensiz yere
su gibi berrak
ev gibi sıcak
yürekten
isimsiz bir ilişki
rotasız bir gemi
cigarasız bir ateş
idamsız bir ölüm
loncasız bir sevda mesleği
esip geçti
rüya gibi...
doğru yalanlar
eski skodalar gibiydi gece
gıcırtılı ve yalnız...
ne sen,
ne fren,
ne de sodyum amital...
yalanlar doğruydu...
seni sevdiğim gibi!
mustafa akyol
gıcırtılı ve yalnız...
ne sen,
ne fren,
ne de sodyum amital...
yalanlar doğruydu...
seni sevdiğim gibi!
mustafa akyol
VATANDAŞ MODASI

Selamlar Efendim,
Vatandaş Modası vatandaşın cebine yakışanı giymesidir.
2008 yılı Vatandaş Modası trendi kış ayı ile başlıyor. Yani bu kışı eğer Derya Baykal'ın programlarından esinlenip annenizin veya ninenizin ördüğü hot couture kazak, hırka, eldiven ve atkılarla geçirdiyseniz önümüzdeki kışın alışverişini bu aylarda indirimli bir şekilde yapmanın tam zamanı. Mağazaların ilkbahar-yaz kolleksiyonları görücüye çıkmadan önümüzdeki kışın alışverişini cebinizi yakmadan yapabilirsiniz. Öyle aman aman bir alışverişe de gerek yok zaten. Küresel ısınma bu sene de ortalığı yakıp kavuracak nasıl olsa.
Yaz ayları için gerçekten orjinal, hatta numunelik tavsiyelerde bulunalım. Kulağımıza gelen bilgilere göre geçen yıl pek çok plajda denize donla girmenin yasaklanmasının ardından mayo problemi yaşayanlar için mayo desenli donlar bu sene piyasayı sarsacak. Beyaz donların daha bir don görünümlü olduğu kanısına varan tekstil piyasası desen çeşitliliği bol yeni don modellerini görücüye çıkarmaya başladılar bile. T-shirt için tavsiyemiz ise 3 tanesi 5-10 YTL'ye alınabilen kollu fanilalardan bol miktarda almak. Bu fanilalara kumaş boyası ile girişilince ortaya çok ilginç, değişik ve orjinal kreasyonlar çıkabiliyor. Deneyimle sabittir.
İLKBAHAR -YAZ SEZONU
IN'ler
* Plajda Deve Güreşi keyfi
* Şambrelle deniz sefası
* Çocuklar için seneye de giyilebilen bol pantolonlar
* İşçi tulumları
* Frapan delikanlı aksesuarları
* Yumurta topuk ayakkabı
* Peynir-ekmek diyeti
* Piknikte mangal
* Deniz kenarında ince belli bardakta çay
* Derya Baykal'ın tüm giysi örnekleri
* Yırtık (eski) kotlar
* Enine çizgili yakalı pazar t-shirtleri
* Açılışlar ve temel atma törenleri (ücretsiz yeme-içme olanağı)
* Kavun-karpuz
OUT'LAR
* Takım elbise (Pekala ceketleri ayrı pantolonları ayrı alıp değiştirerek giyebilir ve gardrop zenginliği yaratabiliriz)
* Trençkotlar
* Dize kadar gelen çizmeler
* Siyah renkli giysiler
* Düz beyaz donlar
* Bikini
* Çarşı-pazar turları
* Uzakdoğu ve Afrika diyetleri
* Orjinal ya da imitasyon kürkler
* Takı, mücevher ve ziynet eşyaları
* Pahalı şeyler...
Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle.
Hoşça kalın...
mustafa akyol
İnternet Kaçıncı Kuvvet? - 3
Eveeet, gelelim e-posta konusuna...
İnternet'ten konuşup da e-postanın gücünü es geçmek olmaz. E-posta hem eğlence hem iletişim aracı olarak kullanılan yegane yöntemlerden biridir. Mektup neredeyse tarihe karıştı. Posta sadece faturalarımızın bizlere ulaşmasını sağlayan bir araç oldu günümüzde. "Pul yalama" sektörünün batmasıyla birlikte sadece kolleksiyonculara kalan pullar da kolleksiyon gösterme bahanesiyle eve atılan pek çok kızın canını yakmaya devam etmektedir.
Eposta gruplarının kurulmasıyla birlikte gruba gönderdiğiniz tek bir e-postanın binlerce kişiye ulaşmasını sağlayabiliyorsunuz. Bu rahatlık "Süper bi olay" gibi gözükse de zararları da az değil.
Mesela dünyaca ünlü bir firmaya gıcıksanız onun hakkında aslı astarı olmayan bir iddia ortaya atarsınız. Bu iddianın altına da internet aramasıyla bulduğunuz, konuyla ilgili bir bölümde akademik kariyeri olan bir profesörün adını yazıp kalabalık bir gruba gönderirsiniz. İddianızın 1 hafta içinde herdeyse tüm Türkiye'ye yayılır. Bu şekilde yapılan karalama kampanyalarının çokluğu gerçek bilgilerin de safsata olarak değerlendirilmesine neden oluyor.
Birbirinden ayırt etmek çok güç bu tür e-postaları. Çünkü elma ile armut karşılaştırması söz konusu değil. Taze elma ile içi çürük elmayı karıştırmanız da zaten olasıdır.
Akşama kadar işyerinde kendisine gelen Yiğit Özgür karikatürlerini, Can Dündar yazılarını (ki Can hocam bu durumdan rahatsızdır), abuk sabuk "pavırpoint" sunumlarını ve daha aklınıza gelmeyen bir ton gereksiz ya da sahibinden izin alınmadan internete salınan materyalleri tüm e-posta listesine gönderip bu tür e-postalardan gına gelmiş benim gibi pek çok insanı delirten arkadaşlar olmasa internet gerçekten çok renksiz (!) bir platform olurdu. Benim 1999 yılında kurduğum "CanımGrubum" isimli e-posta grubunun şu anki üye sayısı sanırım 100.000'in üzerinde. Ben başka arkadaşlarıma devredip ayrıldım gruptan çünkü o kadar e-postaya artık tahammülüm kalmamıştı.
Bir de Spam diye tabir edilen reklam amaçlı gönderilen e-postalar var ki şu an internetin en büyük sorunu budur bana göre. Virüsten bile daha kötü. Virüsü yersiniz bir formatla kurtulursunuz. Spam e-postalardan kurtulmak gibi bir şansınız yok. Büyük e-posta servis sağlayıcılar ayrı klasöre atıyor artık spamleri ama sonuçta size geliyor bunlar ve sisteminizi meşgul ederek bazen beklediğiniz çok önemli e-postaların size geç gelmesine sebebiyet veriyor. Spam yöntemiyle yapılan reklamın çok etkili olmadığı ve gerçek hedef kitlesine asla ulaşamadığı da kanıtlanmış bir gerçektir. Hele yabancı ülkelerdeki firmalardan gelen İngilizce spamlerin Türk kullanıcılara yollanması tamamen ayrı bir komedi. İçlerinde çok miktarda konu kısmında "Viagra" ve "Your Penis Enlargement" gibi laflar geçenleri bulunur ki en çok da onlara gülerim. Hadi merak edip adam mesaja tıkladı diyelim senin yazdığın İngilizce bilgiyi Türkiye'de kaç kişi anlayıp da gelip senden alışveriş yapacak ki?
Aslında konu çok çok geniş. Ben bunu kitap olarak mı yazsam diye düşünmüyor değilim. Bu konuya artık bir ara vermek mantıklı olacak gibi. Tek konuya takılıp kalmak bir köşe için tehlikeli olabilir.
Gelecek yazıda başka konularda ahkâm kesmeye devam edeceğiz efendim. Şimdilik bu kadar. Hadi ben kaçtım.
mustafa akyol
İnternet'ten konuşup da e-postanın gücünü es geçmek olmaz. E-posta hem eğlence hem iletişim aracı olarak kullanılan yegane yöntemlerden biridir. Mektup neredeyse tarihe karıştı. Posta sadece faturalarımızın bizlere ulaşmasını sağlayan bir araç oldu günümüzde. "Pul yalama" sektörünün batmasıyla birlikte sadece kolleksiyonculara kalan pullar da kolleksiyon gösterme bahanesiyle eve atılan pek çok kızın canını yakmaya devam etmektedir.
Eposta gruplarının kurulmasıyla birlikte gruba gönderdiğiniz tek bir e-postanın binlerce kişiye ulaşmasını sağlayabiliyorsunuz. Bu rahatlık "Süper bi olay" gibi gözükse de zararları da az değil.
Mesela dünyaca ünlü bir firmaya gıcıksanız onun hakkında aslı astarı olmayan bir iddia ortaya atarsınız. Bu iddianın altına da internet aramasıyla bulduğunuz, konuyla ilgili bir bölümde akademik kariyeri olan bir profesörün adını yazıp kalabalık bir gruba gönderirsiniz. İddianızın 1 hafta içinde herdeyse tüm Türkiye'ye yayılır. Bu şekilde yapılan karalama kampanyalarının çokluğu gerçek bilgilerin de safsata olarak değerlendirilmesine neden oluyor.
Birbirinden ayırt etmek çok güç bu tür e-postaları. Çünkü elma ile armut karşılaştırması söz konusu değil. Taze elma ile içi çürük elmayı karıştırmanız da zaten olasıdır.
Akşama kadar işyerinde kendisine gelen Yiğit Özgür karikatürlerini, Can Dündar yazılarını (ki Can hocam bu durumdan rahatsızdır), abuk sabuk "pavırpoint" sunumlarını ve daha aklınıza gelmeyen bir ton gereksiz ya da sahibinden izin alınmadan internete salınan materyalleri tüm e-posta listesine gönderip bu tür e-postalardan gına gelmiş benim gibi pek çok insanı delirten arkadaşlar olmasa internet gerçekten çok renksiz (!) bir platform olurdu. Benim 1999 yılında kurduğum "CanımGrubum" isimli e-posta grubunun şu anki üye sayısı sanırım 100.000'in üzerinde. Ben başka arkadaşlarıma devredip ayrıldım gruptan çünkü o kadar e-postaya artık tahammülüm kalmamıştı.
Bir de Spam diye tabir edilen reklam amaçlı gönderilen e-postalar var ki şu an internetin en büyük sorunu budur bana göre. Virüsten bile daha kötü. Virüsü yersiniz bir formatla kurtulursunuz. Spam e-postalardan kurtulmak gibi bir şansınız yok. Büyük e-posta servis sağlayıcılar ayrı klasöre atıyor artık spamleri ama sonuçta size geliyor bunlar ve sisteminizi meşgul ederek bazen beklediğiniz çok önemli e-postaların size geç gelmesine sebebiyet veriyor. Spam yöntemiyle yapılan reklamın çok etkili olmadığı ve gerçek hedef kitlesine asla ulaşamadığı da kanıtlanmış bir gerçektir. Hele yabancı ülkelerdeki firmalardan gelen İngilizce spamlerin Türk kullanıcılara yollanması tamamen ayrı bir komedi. İçlerinde çok miktarda konu kısmında "Viagra" ve "Your Penis Enlargement" gibi laflar geçenleri bulunur ki en çok da onlara gülerim. Hadi merak edip adam mesaja tıkladı diyelim senin yazdığın İngilizce bilgiyi Türkiye'de kaç kişi anlayıp da gelip senden alışveriş yapacak ki?
Aslında konu çok çok geniş. Ben bunu kitap olarak mı yazsam diye düşünmüyor değilim. Bu konuya artık bir ara vermek mantıklı olacak gibi. Tek konuya takılıp kalmak bir köşe için tehlikeli olabilir.
Gelecek yazıda başka konularda ahkâm kesmeye devam edeceğiz efendim. Şimdilik bu kadar. Hadi ben kaçtım.
mustafa akyol
İnternet Kaçıncı Kuvvet? - 2
Geçen yazımızda internetin genel kuvvetinden biraz dem vurduk. Ancak internetin kişisel bir hizmet olarak gücü belki de genel gücünü sollayacak niteliktedir.
İnternet ne arıyorsanız size onu sağlayan bir sistemdir.
Genç ve kanı kaynayan erkek kitlenin istekleri doğrultusunda hizmet veren pek çok site mevcut. Bu sitelerdeki dişi popülasyonunun arama kaygısı pek yoktur. Zaten karşı cinsten bir sürü (bazen gerçekten sürü gibi) kişi tanışmak isteyeceğinden dişi kişiye sadece adaylar arasından seçim yapmak düşer. Dolayısıyla dişilere atıfta bulunarak espiri konusu yapılan "Arama Motoru" tabiri aslında erkekler için geçerlidir. Aranan zaten "aranmaktaysa" arayanın onu farketmesi pek uzun sürmez.
Tabi ki internet sadece bu ince işlere yönelik bir platform değildir. Gerçi chat odalarında "ist21m23cm" gibi nicklerle gezen tiplerin ince işleri kalınlıkla halletme çabası düşünülünce tam olarak o işlere "ince iş" denemez. Neyse yine de öyle deyip geçelim.
Arananın "bilgi" olması durumunda bulunan bilginin doğru olup olmadığının pek araştırılmaması büyük sorunlar yaratabilir. Bu durumda genel kaynağınız olan internete değil, bulduğunuz bilginin kaynağına dikkat etmeniz yerinde olur. Sonuçta ben doktor değilken burda "Gastiritimi meyan köküyle, zıkkımın kökünü kaynatıp hergün sabah aç karnına bir çay bardağı içerek tedavi ettim. Artık demir yesem eritiyor midem." diye bir şey yazsam... ki yazdım, umarım uygulayan olmaz. Yok yani aktarın birine girip adam "Ne aradınız?" diye sorunca "Zıkkımın kökünü arıyorum." derseniz dayak yemeniz olası, yoksa Zıkkımın kökü bin derde devadır(!). Neyse bu tür bir bilgi gelebilir karşınıza internet aramalarında. Ama ne bileyim karşınıza Prof.Dr.Teksen Çamlıbel hocamızın bir yazısı çıkarsa o ne derse odur, o bilgi doğrudur emin olabilirsiniz.
İnternette en çok aranan şeylerden biri de MP3'tür. Müzik piyasasına mp3 nedeniyle kan ağlatması da internetin gücüne örnektir. Bir albümün daha piyasaya çıkmadan internette yayınlanabilmesinden tutun da internet sayesinde albüm yapanlara kadar çok geniş bir perspektifte etkilenen müzik piyasası bu durumu önlemek için bazı çarelere başvurmalı. Ama bu çarelerin hangisinin internet gibi büyük ve ucu bucağı olmayan bir platforma karşı ne kadar etkili olabileceği de meçhul.
E-mail grupları sayesinde neler neler olabildiği de bir sonraki yazımızın konusu olsun. Uzun yazınca okumuyorsunuz ya...
mustafa akyol
İnternet ne arıyorsanız size onu sağlayan bir sistemdir.
Genç ve kanı kaynayan erkek kitlenin istekleri doğrultusunda hizmet veren pek çok site mevcut. Bu sitelerdeki dişi popülasyonunun arama kaygısı pek yoktur. Zaten karşı cinsten bir sürü (bazen gerçekten sürü gibi) kişi tanışmak isteyeceğinden dişi kişiye sadece adaylar arasından seçim yapmak düşer. Dolayısıyla dişilere atıfta bulunarak espiri konusu yapılan "Arama Motoru" tabiri aslında erkekler için geçerlidir. Aranan zaten "aranmaktaysa" arayanın onu farketmesi pek uzun sürmez.
Tabi ki internet sadece bu ince işlere yönelik bir platform değildir. Gerçi chat odalarında "ist21m23cm" gibi nicklerle gezen tiplerin ince işleri kalınlıkla halletme çabası düşünülünce tam olarak o işlere "ince iş" denemez. Neyse yine de öyle deyip geçelim.
Arananın "bilgi" olması durumunda bulunan bilginin doğru olup olmadığının pek araştırılmaması büyük sorunlar yaratabilir. Bu durumda genel kaynağınız olan internete değil, bulduğunuz bilginin kaynağına dikkat etmeniz yerinde olur. Sonuçta ben doktor değilken burda "Gastiritimi meyan köküyle, zıkkımın kökünü kaynatıp hergün sabah aç karnına bir çay bardağı içerek tedavi ettim. Artık demir yesem eritiyor midem." diye bir şey yazsam... ki yazdım, umarım uygulayan olmaz. Yok yani aktarın birine girip adam "Ne aradınız?" diye sorunca "Zıkkımın kökünü arıyorum." derseniz dayak yemeniz olası, yoksa Zıkkımın kökü bin derde devadır(!). Neyse bu tür bir bilgi gelebilir karşınıza internet aramalarında. Ama ne bileyim karşınıza Prof.Dr.Teksen Çamlıbel hocamızın bir yazısı çıkarsa o ne derse odur, o bilgi doğrudur emin olabilirsiniz.
İnternette en çok aranan şeylerden biri de MP3'tür. Müzik piyasasına mp3 nedeniyle kan ağlatması da internetin gücüne örnektir. Bir albümün daha piyasaya çıkmadan internette yayınlanabilmesinden tutun da internet sayesinde albüm yapanlara kadar çok geniş bir perspektifte etkilenen müzik piyasası bu durumu önlemek için bazı çarelere başvurmalı. Ama bu çarelerin hangisinin internet gibi büyük ve ucu bucağı olmayan bir platforma karşı ne kadar etkili olabileceği de meçhul.
E-mail grupları sayesinde neler neler olabildiği de bir sonraki yazımızın konusu olsun. Uzun yazınca okumuyorsunuz ya...
mustafa akyol
Nostaljik Türk Pop ve Hafif Müziğinin Taçsız Kralı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

