...git bir an önce!

Postacı kapıyı kaç defa çaldı bilmiyorum. Sanırım son iki vuruşuna yetişebildim.

Ağzımın içi zehir, gözlerimin içi kan. Gittim kapıyı açtım. Bana bir mektup vardı. Ben de sanmıştım ki postacı kahvaltı yapmaya geldi. Mektup getirmiş, görüyor musun!

Açınca mektubu, mektup değil davetiye olduğunu anladım. Senin adını görünce birden, evleniyoruz da benim mi haberim yok diye salakça bir heyecana kapıldım. Sana kızmadım zannetme! Böyle bir kararı beraber almalıydık.

İyi de burda yazan isim başka... Benim böyle bir göbek adım da yok... E o zaman?...

Adisin kızım sen! Demek başkasıyla ha! Hem başkasıyla, hem de bana haber vermeden. Seni sevdiğimi bilmesen de, yine de bana boynuz takmaya hakkın yoktu.

Ne bekliyordum ki? Bak sen beklemedin. Ben de beklememeliydim... Sana zamanında söylemeliydim...

Bir zamanlama sorunuydu bizimkisi. Ben biraz daha gecikmiştim Dünya'ya gelirken. Dolmuşu kaçırmıştım ve bizim oralardan 3, bilemedin 5 senede bir geçerdi. Erken doğman tamamen senin suçun. Aileni suçlamıyorum. Bilirsin severim aileni.

Bunu bana yapmamalıydın. Üstelik sabah sabah yapmamalıydın. Daha kahvaltı bile yapmadım. Bünyem bu tür şeyleri açken kaldırmıyor. Tansiyonum düştü sanırım. Tansiyonumu sevdiğimden ben de onunla beraber düştüm. Tansiyonumu severim. Çünkü o düşüyor, çıkıyor ama beni terketmiyor senin gibi....

Kendimi toplamalıyım. Kanser falan olmamalıyım. Karizmatik olabilir ama saçlarım da beyazlamamalı. Düğüne gelmemezlik etmemeliyim. Hatta çılgınca eğleniyormuş gibi yapmalıyım. Çalgıcılara para vermeliyim. Kasap Havası'nda bacağımı kırmalıyım. Hastaneye kaldırılmalıyım. Sen de gelmelisin benimle. Doktorlar birkaç ay ömrümün kaldığını söylemeli sana. Sen de..... amaan neyse! Senaryo yazmanın anlamı yok. İkimiz de biliyoruz ki bunların hiçbiri olmayacak. Ayrıca doktor niye sana söylesin ki? Gider anneme falan söyler.

Ümit Besen'den "Nikah Masası"nı dinlemeyeli uzun zaman oluyor. Ben de özledim parçayı ama dinlemeyeceğim. "Nikah masasınaa oturdun iştee..........." hayır! söylemeyeceğim de. Kafamı dağıtmalıyım. Başka şarkılar bulmalıyım. "Seni versiinler elleree, beni vursuunlaar......" yok! Bu da olmadı. Rober Hatemo nerdesin!

Şarkılar bile bana kıllık yapıyor. Şöyle hoptirinam parçalar dinlemeyeli çok oldu. Şimdi şu ortamda da dinlenmez. En iyisi olayları akışına bırakmak. Genellikle bu akış, gözyaşı şeklinde olur. Olsun anasını satayım! Göz benim, yaş benim! Sana ne?!

Yok, hayır dinlemeyeceğim! Ümit Abi tekrar çalma şu parçayı. Best Of'una bile alma n'olur!

"Nikah masasınaa oturdun iştee/ Dayanmak çok zormuuş böyle sevincee....." Nasıl yani? Böyle sevince derken, böyle sevdiğim için mi dayanamıyorum, yoksa böyle bir sevinç karşısında mı dayanamıyorum? Sonuçta ben öyle ya da böyle dayanamıyorum. Hiç dayanamıyorum!

"At artık imzanı, git bir an öncee..." Git de biz de işimize bakalım. Belki düğün gecesi başka bir aşk bulurum.

Nah bulurum!

mustafa akyol

Hiç yorum yok: