Yorgun martı sesleri çalınıyor kulağıma. Çığlıklar yolculuğuma yakılan ağıtlar gibi hüzünlü ve bilge. Asırlardır atalarından miras aldıkları bu çığlıklarla uğurluyorlar insanları bir kıtadan diğerine. Sert bir rüzgar esiyor iliklerime kadar, çığlık çığlığa tüm martılar.
Dudaklarımda bir acılık var. İçimi kemiren diyaloglar, monologlar. Sesler, gülüşler, bakışlar... Açık ifadeler ve gizli anlaşmalar. Kendini şu denize bırakmak gibi çılgınca ve dürüst, benim için bisiklete binmek kadar imkansız bir sevda. Gitmeliyim yarım yaşanmış ne varsa çantama sığdırıp gönlünü mesken tutanların diyarına. İç iklimimde esen rüzgarları dillendirip aşka şiirler yazmalıyım tabiat sonsuzluğunda.
Beni alabora eder bu hasret kaptan. Bir martılar anlar beni, ardından gidip bir pervaza konarlar. Bir gülümseme belirir pencerede, trenime yetişemeyen. Efkarlı bir yağmur ıslatır gidiş yolumu. Farlarda bir çift göz görürüm ışığıyla yolumu aydınlatan. Belki biletçi fark eder zoraki gülümsememin altındaki hüznü, makaslar değişir. Kontrolör biletimi mi deler yoksa yüreğimi mi bilinmez ama biliyorum ki bu kente gelen yara almadan gidemez.
Karşı kıyının hangisi olduğunu bilemedim denizin tam ortasında. Sigaram bitti, bitiyor. Rüzgar şiddetini arttırıyor. Yağmur çiseliyor. Martılar çığlık atıyor. Vapur kıyıya yanaşıyor. Bir öykü ya başlıyor, ya bitiyor. Gizli bir el yanağımı okşuyor. Ele gözyaşım bulaşıyor. O el ağladığımı hissetmesin istiyorum ama olmuyor.
Kıyı sakin. Ben fırtınalı. O yalnız. Beni bekliyor hasret bir tren düdüğünde. Ürpererek giriyorum gardan içeri. Biletçi fark etmiyor beni. Makaslar değişmiyor. Kontrolör ruhumu deliyor. Düdük çalıyor. Son yolcular. İlk ve son ayrılıklar. Birlikte çıkılan ilk yolculuklar. Yolları ezberlemiş emektar insanlar. Hep birlikte ama birbirimizden habersiz yola çıkıyoruz.
Martılar içimde uçuyorlar çığlık çığlığa. Ağırbaşlı tren yolu arşınlıyor. İçimdeki ağıtı Anadolu'ma eklemeye gidiyorum. İstanbul bir düş artık, İstanbul uzak.
mustafa akyol

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder