yük katarı…

Merhaba Veronica. Kim bilir ne zamandır yazmıyorum sana? Saymadım belki bereketi kaçmasın diye. Ama artık suskunluğuma son veriyorum. Sonuma suskunluk vermektense bunu yeğledim belki de.

Hatırlar mısın bilmiyorum, hani hep birbirimizle uğraşırdık. Bunu neden yapardık bilmiyorum ama demek ki o zamanlar bunlar bize mantıklı geliyordu. Popüler bir aşk da değildi hani bizimkisi, neden günümüz popüler şarkı sözlerini andırıyordu?

Ex aşkları toplu mezarlara döndürme girişimleri sürerken ılık meltemler esmeye başlamıştı bu soğuk şehir üzerinde. Alabora edecek bir esinti de değildi. Ayakta kaldım. Bacaklarım beni biraz daha idare etmek için söz verdi bana. Yıkılmadım Veronica. Belli ki tırlamamıştım, şansımı zorlamamıştım. Şansım var mıydı bilmiyorum ama zorlamamıştım da...

Ankara'da aşık olmanın tüm güçlüklerini kendi adıma yendiğimi sanmıştım. Demek ki; tek taraflı bir Ankara sendromu ötesine geçememiş bir duygusal birikimmiş benimkisi. Ya da sana göre öyleydi de beni de buna inandırmak için elinden geleni ardına bırakmadın. Ardında kalan sadece bir hüzünlü kalemdi, aldırmadın.

Aşk olduğu bile tartışmalı aşkımızın -zaten hep bunu tartıştık- bir gününde dahi senin için savaş vermedim ben. Kuru kuru sevdim seni, aşkımdan içmedim bile sabahlara kadar. "Rakı şişesinde balık olmayı" istemedim. Aşkımız kuru, içimizdeki bebekler mutluydu. Peki ne oldu Veronica? Elimize ne geçti, ellerimizi üşüten bir rüzgar dışında?

Bir gece ansızın gitme ihtimalim olan bu şehirde büyük bir yüküm kelimelerimle birlikte. Onlardan bir kısmını buraya bırakıyorum, ihtiyacın olursa alırsın sevgili(m) Veronica.

mustafa akyol

Hiç yorum yok: