birgün

Günlerim kendimi kandırarak geçiyor. Gündelik mini-kaosları dakika başı yaşadığımdan olsa gerek bu bunalmışlığım. Bunalıp da kime hizmet ettiğimi bilsem, anlamlı bunalımlarım olsa, belki bu kadar koymayacak yani. Ayrıca şöyle bir durum da var: Kendimi kandırdığımı kim söylüyor? Kendiim. E o zaman bunun anlamı ne? Dahası bunun ölçüsü ne? Belki bu doğru aslında.. Yok canım, olur mu öyle şey? Niye olmuyor? Ya bu benim doğrumsa ne yapacağım?

Yalnızlık üzerine her ne varsa yaşadım. Bu adeta salgın bir hastalık gibi tüm hayatıma bulaştı. 1844'de Avrupa'daki o büyük salgında ölen insan sayısı kadar toprağa verdiğim yalnız geçen gecem olmuştur. Olmuş mudur? Olmuştur olmuştur...

Ego: Ulan çetele mi tuttun? Nerden biliyorsun?

Ama dur bir dakikaa.. 1844 yaa.. o zamanı da bilemeyiz ki. Ya hıyarın biri tutup saydıysa? Neyi saydıysa? Ölenleri mi, yoksa yalnız geçen geceleri mi?

Hesaplarım birbirine karışıyor, düşlerim de bedenime... Belki de asla sahip olamayacaklarımın envanteri bu düşlerim. Liste uzun, sabır kısa! O zaman listede bir sürü boş yer var, kağıt israfı! E o zaman küçük bir kağıda yazsana bir yerden yırtıp kardeşim! Bol buldunuz harcıyorsunuz! Kim harcıyor? Beeen. Ben kendimle kardeş olamam ki! Bu Türk aile yapısına aykırı...

Ego(Ben): Merhaba n'aber? (Niye merhaba dedim ki şimdi ben buna?)
Bu: İyilik dostum, ya sen? Bak tanıştırayım bu Sevil. (Dostum? Biz ne ara dost oluverdik?)
Sevil: Memnun oldum. (Güzel kız)
Ego: Ben de...

Memnun olmuşmuş. Beni tanımadan nasıl memnun olabiliyorsun? Formalite sözcüklerle işim olmaz! İyi de ben niye "Ben de.." diyorum ki o zaman? Demek ki olur! Demek ki ben salağım! Kendimi kandırıyorum. Hadi kandırıyorum, niye kanıyorum? Ama ya bunlar doğruysa? Mefhum-u muhalifinden akıllı olduğum çıkar. Akıllıyımdır canım.. da bu mefhum-u muhalif nerden çıktı? Bu ne?

Mefhum-u Muhalif: Ben karşıt kavram kanıtı anlamına gelirim. Yani bir şeyin karşıtından anlam çıkarmak. Anladın mı? Sanmıyorum.

Ne diyor bu yaa?

Bu: Akşam eski adresteyiz, gelsene!
Ego: Bakalım, belli olmaz, söz vermeyeyim. (sana vereceğim sözün değeri, sana verdiğim değer kadardır zaten!)
Bu: Tamam görüşürüz.

Niye görüşelim? Akşama bara gelsem sanki benimle konuşacak mısın? Dahası benim yüzüme bakacak mısın? Sevil'e sarılacaksın, öpeceksin, ben de yanınızda yer işgal eden, umursanmaz, 'olmasadaolur' bir arkadaş muamelesi göreceğim. Yok yaa! Birgün benim de bir sevenim olursa o zaman hepberaber gideriz. Herkes kendi sevgilisiyle ilgilenir, kimsenin de kalbi kırılmaz. Tamam mı? Anlaştık.

E iyi de, küçük sabırlardan medet umarken bu nasıl olacak? Korkmadan girişebileceğim bir küçük aşk için yıllara malolmuş küçük sabırlarım var benim. O küçük sabırlardan bilmemkaç tanesini getirene birşey de vermiyorlar. Niye biriktiriyorum ki bunları ben? En iyisi bizim kapıcıya vereyim. Onun benden daha çok ihtiyacı var bence!

Belki de zaman zaman sürtüşeceğim, zaman zaman iyi geçinebileceğim bir koalisyon ortağı benim beklentim. Hayatımın koalisyonunu aramam yıllarımı alıyor. Bulmam kimbilir hangi sonsuzluğa denk gelir?.. Kendimi zavallı yerine koymayı becerdiğim kadar şu gönül işlerini becerebilseydim bugün bunları yaşamazdım! Yanlış iş seçmişiz!

Haline bak küçük adam! Kendi gözünde bile değerin yok! O zaman kendimi kandırmaya devam edebilirim. Ohh.. rahatladım şimdi işte. Ne akıllıyım ben yaa..

Ego: Bir çay verir misin?
Çaycının çırağı: Tabi ağbi!

Yürek boşta kaldı yine. Konuşacak kimse yok ki! Etrafı da seyretmenin anlamı yok. Şunların haline bak. Lise sonda dersaneye birer sevgili bulmak amacıyla girmiş bir ton aptal! Üniversite kazanmaya niyetli olanın bu saatte burada işi ne? Dahası bundan bana ne!? Ben niye bu kadar duyarlıyım? Duyarlı mıyım? Duyargalarım mı var Kafka'nın böcüğü hesabı? Bunları niye yazıyorum? Kime yazıyorum ben bunlarıııı!?¿

mustafa akyol

Hiç yorum yok: