Sevmezdim eskiden beri fotoğraf çektirmeyi. Fotoğrafçılık yaptığım dönemde hep bir "kamera arkasındaki adam" gizemi içinde yaptım işimi. Belki de öylesi daha bir kolayıma geldi...
Kamera önüne geçmek istemeyişimin en büyük nedeni, albümlerde kalma riskiydi. Sadece bir fotoğrafta kalıp, bakılınca hatırlanmayı kendime yediremedim. Unutulmayı yeğledim ve unutmayı...
Nerden bilirdim hasret kalacağımı kimi yüzlere? Gülüşlerimin ardına gizlediğim o hüznün bir fotoğrafsızlıkta öne geçeceğini?
Zordur bilirsin ayrılıklar. Kolay olanına rastlanmamıştır istatistiksel olarak. Benimki gibi içten yanmalı yüreklere daha da zor gelir. 'Dışavurum' ile 'yok yok vurmayayım' arasındaki medcezirlerde, yitirmişlik hissinin zirvesinde bir fotoğraf için krallığını vermeye gönüllü oluyor insan.
Attila İlhan ayrılıkları sevdaya dahil etti edeli içimde bir buhran, elimde boş bir çerçeve, zihnimde boş bir hayata anlam katma çabası... Zordur bilirsin anlattırma işte bana! Zaten uzun yazılar okunmuyor...
Sonunda bir geceyarısı boş çerçeveyi camdan aşağı bıraktı boş ellerim. Senin ellerin doluydu, tutamadın. Hayalimde artık çerçeve.
Fotoğrafın çerçevede, çerçeve hayalimde. İyice boş kaldı ellerim. Olsun, ben artık hayatın 'bulduğu anlamını' çişe çıkarmış bir filozof huzuru içindeyim...
mustafa akyol

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder