dağ ve orman

"Konuşma" dedim. Gözlerime baktı. Suskundu gözleri bile.

"Biraz sonra gideceğim, bir daha döner miyim bilmiyorum. Ama şunu bilmeni istiyorum ki..."

Eliyle ağzımı kapadı. Gözlerime derinden baktı. Sanki bir sahilden uzakta boğulan bir adamı görmeye çalışıyormuşçasına baktı. Ama göremedi o boğulan adamı. Göremezdi. Yakıştıramazdı bana boğulmayı. Benim kendimi ona yakıştıramadığım kadar ...

Umutlar, yitik zamanlara köle olmuştu. Hayatın hoyratlığında birer sevda sürgünüydük. Kölelik devrimiz sürgünle son buluyordu. Hani hep 'son bir umut' ararlar ya insanlar, belki biz birbirimiz için öyleydik. Hala öyleyiz belki. Belki hiç ayrılmayacağız onunla. Hep belki, hep belki...

Bir orman var onun arkasında duran. Büyük ve yemyeşil ağaçlar. Durduğu yere öylesine yakışmış ki. O ormanda bir çiçek gibi duruyor önümde.

O bana bakıyor. Arkama baksa dağları görecek. Çıplak ve çaresiz dağları ... O bana bakıyor. Bendeki kuraklığı farketmeden. Ardımda duran dağlardaki taşlar gibi olmuşken gönlüm, o taşların arasında çıkan küçük ama anlamlı bir bitkisin sen. Ah bir bilsen.

Fırtınalara dayanamayacak kadar narinsin ne yazık ki. Dağlar rüzgarsız olmaz sevdiğim. Bir hırçın fırtına seni alıp giderse ben ne yaparım? Dağlar durağandır sevdiğim, dağlar çaresizdir. Fırtınalar gelir geçer ama onlar dimdik ayakta durmak zorundadırlar.

Geceleri kurtlar gelir yamaçlarıma. Bir gece uğultusuyla korkmanı senden isteyemem. Taşlarıma sokulmanı seyredemem. O yumuşacık ellerini keser benim kara taşlarım. Kıyamam ki sana!

Dağ ormansız, orman dağsız olamıyor... Ama birlikte de olamıyor. Ne yapsak faydasız sevdiğim. Doğanın ağlayan gözleri şelale olmuş, uğultusuyla ağıt yakıyor kavuşturamadığı dağa ve ormana. Onun elinden de bir şey gelmiyor. Dengesine lanet ediyor!

Ah, anlamıyorsun sevdiğim. Senin tepende cıvıl cıvıl kuşlar var, benimkilerde atmaca ve akbaba sürüleri. Özgürlüğümün bile vahşi bir yanı var. O yandır ki beni yakar. Senin için benim tüm korkularım. Ben alışkınım bunlara, alıştırılmışım. Sana bir şey olursa benim yüzümden, inan bana yıkılırım. Bir dağ yıkılır mı deme. Öyle bir yıkılır ki sen bile engelleyemezsin bu duygu erozyonunu.

Eşkıyalar barınır şu yürekte.. Ormanlar onları besler. Senin geleceğin için ben onları da aç bırakırdım yarim. Öldürürdüm o eşkıyaları ... Sustururdum gönlümün "delisi dışında" tavrını. Senin için sustururdum tüm uğultumu. Keşke elimde olsa tüm bunlar. Dedim ya sevdiğim, dağlar durağan ve çaresizdir. Her şey benim dışımdadır ama beni yıkmaya çalışır. Ormanlarını tutuşturamam dağ ateşimle, bunu benden isteme!

Her şeyimle seninim ve senin bir parçanım. Ama biz ayrıyız ... Bunu kabul etmeli ...

Bana bakıyorsun hala. Gözlerimin derinliklerine. Merak etme, orda sadece sen varsın ve hep sen kalacaksın, ben sende kalmasam bile. Başkasına bakarsa birgün gözlerin, hep ormanını düşün olur mu? Dağları değil.

mustafa akyol

Hiç yorum yok: