bir iş görüşmesi günü sabahı

Traş olurken insanın ağzının bıçağın yönüne göre tuhaf şekiller alması çok komik olabiliyor bazen. Ancak kendine çok gülmez insanlar değil mi? Şimdi kendine saygısı olmayan insan kendine güler gibisinden bir tez ileri sürsem ne olur? Sürdüğümle kalırım, hepsi bu. Ben sonuçta bir hoca değilim, ileri sürdüğüm tezi kim takar? Uluslararası kamuoyunda ne kadar değer verilir ki görüşlerime? Kendi kendime gelin güvey olmaktan öteye gidemeyeceksem bunları niye düşünüyorum ki ben?

Buyrun işte düşüncenin zararları... Yüzümü kestim! Hem de bu önemli günde. Aylardan sonra bir iş görüşmesi ayarla sen binbir güçlükle, sonra gideceğin gün uluslararasını geçtim, ulusal kamuoyunda bile itibar görmeyecek bir tez yüzünden yüzünü kes... Aferin! Kim yaptı tüm bunları? Ben. E o zaman neden başkası yapmış gibi yazdım ki? Öyle anlatmak kolayıma geldi tabii... Kabullenemedim hatamı. Hemen suçu başkasına atmaya çalıştım. İşte ben bu kadarım. Kendi hatalarını bile kabullenemeyen biri... Utanmadan bir de tutmuş iş istiyorum insanlardan. Ne kadar utanmaz biriyim ben yaa.. İnsanda az düşünce olur, utanma olur. Bunca hatasını kabullenen olgun insan işsizken ben tutup onların hakkı olan bir işe talip oluyorum.. Bak sen yediğim halta!

Şimdi iyi güzel de, hatamı kabullenmemenin üzerine bir de kendimi aşağılamam bana ne kazandıracak? Yani sonuçta kendime kızabilirim ama kendimi aşağılamak da n'oluyor? Kendimi aşağılayacak kadar aşağılık bir insan mıyım ben? Bu nasıl bir çelişkidir yaa...? Neden bunlar beni buluyor yaa..? Öyle çekici biri de değilim ki hani gelip beni buldu bunlar desem. Şimdi ben kendime güvenmezsem, o zaman iş görüşmesine gideceğim kişi de bana güvenmez, o güvenmezse şirket çalışanları da güvenmez, şirket çalışanları da orda burda konuşur hakkımda onların eşi-dostu-akrabası da bana güvenmez, mazallah eğer o eş-dost-akrabanın çevresi genişse bu ülkede bana güvenen ben dahil kimse kalmaz! Tanrım ben n'apıyorum? Hemen kendime güvenmeliyim!

Şimdi olayı önce bir anlayalım. Dünya'da bu tür düşüncelerden ötürü traş olurken yüzünü kesen tek insan olabilir miyim? Sanmıyorum. Vardır yani bu duruma düşen bir çok erkek. Burası tamam.... diyebilir miyiz? Hadi diyelim. Lütfen diyelim! Tamam, hatta sayı belirtelim, 100 kişi var mesela bu duruma düşen. Neden 100 kişi? İstatistikî olması açısından olabilir. Bunların kaçının o gün gitmesi gereken bir iş görüşmesi vardır? 50'sinin diyebiliriz belki, işsizlik oranlarına göre düşünürsek. Hatta arttırabiliriz bu rakamı ama yine de en kötü ihtimali değerlendirmeliyim. Şu an bu durumda 50 kişi kaldık. Aslında hayli iyi bir sayıyız. Hatta dur dernek kuralım: İGATOYK-DER (İş Görüşmesine Gideceği Gün Aklına Bir Şey Takılıp Traş Olurken Yüzünü Kesenler Derneği). Böylece istatistiğimiz resmiyet kazanmış gibi olur hem. Olaya daha spesifik yaklaşalım bakalım. Peki bu insanların hepsi de bir şey düşündüğü için mi yüzünü kesti? Öyle bir zorunluluk yok ki. Belki de bizim dernekten 25 arkadaş aslında çok sakar olduğu için yüzünü kesti. Olamaz mı? Bal gibi de olur. Belki bir derneğin, bir grubun parçası olabilmek için, kendini bir yerlere ait hissedebilmek için bizi kandırıp aramıza karıştılar. Emin olamayız ki! Kaldık 25 kişi... Derneğin de tadı tuzu kalmadı tabii az kişi olunca. Daha spesifik yaklaşmaya korkar olduk dernek olarak ama istatistiğimiz için bu gerekli ve kendimizi toplayıp yapmalıyız. Peki dernekten kaç kişinin aklına takılan şey "Kendine saygısı olmayan insan kendine güler!" gibi tuhaf bir tezdir?...

Tek kaldım! Derneği de kapatıyorum, kapıları, pencereleri, perdeleri ve kendimi de bu dünyaya kapatıyorum! Ben neden böyle şeyler düşünüyorum Tanrım? Böyle düşüne düşüne nereye varabileceğimi bilsem belki her şey daha kolay olacak!

Ama ama... bir dakika! Şimdi bunları da birinin düşünmesi gerek sonuçta değil mi? Yani gerekli de, gereksiz de olsa her şeyin düşünülmesi gerekiyor Dünya'nın ve insanlığın kurtuluşu için! Belki benim de bu gezegende doğmuş olmamın tek sebebi bu! Tabii yaa.. ben bir görev için buradayım. Bu kesik de o zaman "Eğitim Zaiyatı" gibi bir durum oluyor. Tamam işte yaa... Aslında sorun bende değil. Ben görevimi yapıyorum.

Artık görüşmeye gitme vakti. Bu görevimi başarıyla yerine getirebiliyorsam işyerinde bana verilen görevleri de eksiksiz yerine getirebilirim demektir değil mi? Değil! Ne alakası var ki şimdi bu işin onunla? Orda insanlık adına böyle boş şeyler düşünmeyi kendine iş edinmiş benim gibi birine ihtiyaç yok ki... Muhasebeci arıyorlar yani sonuçta. Hesap işleri yani... Gerçi benimki de hesap işine giriyor bir ölçüde kendimle hesaplaşmak babından ama olay o değil ki...

Off yaaa... Annem hep derdi "Seni doğuracağıma taş doğursaydım!" diye. Keşke öyle yapsaydı! Hiç olmazsa ev kirası derdim olmazdı, ne bileyim, kızlar bakmıyor diye çok sorun etmezdim, kırsal alanda bir taş olsaydım piknik zamanlarında belki bir kız gelip üzerime otururdu, zevk bile alabilirdim... Hiç olmazsa şu konumumdaki gibi "oksijen israfı" biri olmazdım!

Buradan gitmeliyim, hem de hemen! Peki nereye? Bilmiyorum... Gidiyorum ya yetmez mi?

tabii continued....

mustafa akyol

Hiç yorum yok: