bir kabusun ardından

Dün gece benim için pek iyi geçmedi. Dün gece dediğim gece, yaşadığım bu sabahın öncesinde yer aldığı için dün sayılmaz. Bu gece desem bu kez de içinde bulunduğum bu günden sonraki gece gibi de algılanabileceğinden net bir açıklama olamaz. Bu durumda en iyi yol önüne bir zaman sınırlaması getirmeden salt "gece" demek. Gerçi bu da net bir çözüm değil ama daha ilk paragrafta bu konuya takılıp asıl konuya geçememem okuyucuyu yoracağından bir köşe yazarı bilinciyle hareket edip bu konuyu bir an önce tatlıya bağlamalıyım. Kendimi ve okuru kandırmak pahasına bunu yapıyor olmamın köşe yazarlığı bilincine çok da uymadığını bilmeme rağmen "inceldiği yerden kopsun" mantığına kendimi bırakmalıyım. Çünkü zaten zor bir gece geçirdim. Okur bunu anlayışla karşılayacaktır.

Okurun da en az yazar kadar sorumluluğu vardır. Yazarın zor durumunu anlayıp ona anlayış göstererek sıkılmadan yazıları okuması gerekir. Sıkıcı şeyler yazan bir yazarın kendini aklamak için ettiği bunca lafı "benim okurum" dediği insanlara okutmaya zorlaması etik bir davranış olmasa gerek. Hele o yazar bu tavrına inatla devam ediyorsa okurun kendine karşı olan sorumlulukları yerine getirme amaçlı olarak o yazarı bir daha okumamaya karar vermesi işten bile değil.

Tamam, geliyorum asıl konuya… Rüya görmek için yattığım uykunun bir kabusa dönüşmesine ve bu kabusun içindeki gördüğüm şeylere, yani bir nevi iç mesajlarıma bir anlam vermeye çalışıyorum yüzümü yıkarken…

Kabus dediğimiz şey de eğer rüya gibi bilinçaltımıza ittiğimiz kimi olayların uyku sırasında ortaya çıkmasıysa yandık. Yandık derken kim yandık? Kim yandık nasıl bir soru? Aslında doğru bir soru ama şu an bunu kurcalamaktan korkuyorum. Şu anki konumuz kabus. Konumuz. Evet kardeşim konumuz tamam mı? Kurcalama dedikçe üstümüze gelmeyin!

Ne diyorduk? Bu gece aç da yatmadık biz, neden gördük bu kabusu? Eğer kabusu "biz" gördüysek sadece benim bilinçaltımdan söz edemeyebiliriz. Aslında ben gördüm kabusu. Gerçi aynı kabusu başka kimsenin görmediğini iddia edemem ama başkalarının da gördüğünü ispat etmem iddia etmemden daha zor. O nedenle belli noktalarda iddiada bulunmam beni rahatlatabilir. Tabi daha zaman kavramı oturmamış, yaşadığı gecenin başına ya da sonuna hangi zaman ekini, hangi zaman zarfını ya da dilimini koyacağını bile bilemeyen ben (ya da biz, her neyse) sadece bu yolla rahatlamaya çalışıyorum, bunun beni rahatlatacağını düşündüğümden değil de sırf çaresizliğime çıkış yolu aramaya çalıştığımı bile bile hem de… Ben tutarlı bir insan olamayacak kadar korkak olduğumu da biliyorum ama bunu okuruma belli etmemle başlıyor asıl aptallığım. Bunu açık yüreklilikle anlatıyor olmam belki beni biraz cesur kılabilir okurun gözünde ama ben buna inanmadıktan sonra sadece okurun gözünde bu durumda olmamın da ne kadar anlamlı olduğu tartışılır. Bunu başka zaman tartışalım lütfen… Lütfen… Lütfen!

İnsanların aynı kabusları gördüğünü kanıtlayamam diye düşünüp kendimi yemekten vazgeçmeliyim. Çünkü bunu kanıtlamanın bir yolu var aslında : Rüya yorumu kitapları. Böyle kitaplar yazıldığına göre, hatta sitemizde bile Zerrin Oktay'ın DüşüneYorum köşesi olduğuna göre bun ispatlayabilmem için elimde yeterince materyal var demektir. İşte bu beni rahatlattı biraz. İnsanlar birbirine benzer kabuslar ya da rüyalar görmeseydi bu tür genel yorumlar ortaya çıkamazdı değil mi? O halde bu kabusu sadece ben görmedim, belki aynı gece dünyanın başka yerinde başka insanlar da aynısını gördüler. Belki onlar da korktu bundan. Terli ve ağızları kuru bi şekilde kalktılar belki yataktan benim gibi. Bunlardan bazısı kabusunu hatırlıyor olmalı ki rüya yorumları yazan insanlara yazıp gönderiyorlar. Anlamını bilmedikleri görüntüleri anlamlandırmak ve rahatlamak için yapıyorlar bunu. Çünkü hayatlarını ve kendilerini önemsiyorlar. Bu insanlardan bazıları hatırlamıyor gördüklerini. Onlar da yaşamlarına beyinlerinin kendilerine verdikleri iç mesajları görmüş, fakat almamış olarak devam ediyorlar. Sonuçta herkes kendine bir yol buluyor. Peki ya ben? Başkalarının da benimle aynı şeyleri gördüğünü düşünüp yalnız olmadığımı hissetmeye çalışıyorum acizce. Bana da bu yakışır zaten. Aferin ben. Bravo ben. Yürüyeyim be kim tutar beni? Ya işte böyle kendi kendimi gaza getirmeye çalışayım ben insanlar kendi hayatlarına sahip çıkarken. Beynimin bana verdiği o korkunç mesajları yine beynimin içine gömüp sonra da mutluluk oyunları oynayayım. Yok yok, bu kadar aciz olamam ben… Hemen kendimi toplamalıyım… Elbet vardır bir çıkış yolu, elbet…

Buldum! Ben kabusumu hatırlıyorum sonuçta. Yani kabus görüp de uyandığında bir şey hatırlamayanlardan daha güçlüyüm. Çünkü ben beynimin bana verdiği mesajları aldım. Ben bilinçli bir uykucuyum. Uyurken bu kadar bilinçliysem o zaman kabus gösterip beynimin beni uyarmaya çalışmasının anlamı ne acaba? Bilinçli birini neden uyarmaya çalışsın ki beyin? Demek ki ben uyurken ara ara bilincimi yitiriyorum. Yani gelir gider akıllıyım bir yerde. O zaman ne gücünden bahsediyorum ki ben? Uyandığında kabusunu hatırlamayan insanlar zaten bilinçli olduklarından beyinleri bu uyarıyı uzatmaya gerek görmüyor belki de? Ben bir türlü anlamadığımdan beynim bana verdiği uyarıları hatırlatmaya devam ediyor. Beynimin bile bana saygısı yok! Beni ciddiye almıyor! Benimle alay ediyor! Beyin benim beynim olduğuna göre kendime saygımın ya da güvenimin kalmadığını söyleyebilirim. Dahası bunca yıldır gördüğüm onca kabusun hepsini hatırlıyorum! Kendime hiçbir zaman güvenmemişim ben!

Eee, bunca şeyden sonra ben şimdi kabustan uyanmış mı oldum? Ya da hangisi kabustu? Belki şu an kabustayım?

Ben uyumaya gidiyorum, eğer şu an uykuda değilsem tabii ki...

tabii continued....

mustafa akyol

Hiç yorum yok: