bir televizyonun karşısında

Pazar, haftanın en moral verici günü. Yani düşünsene almışım köşedeki kuruyemişçiden çekirdeğimi, huzurlu huzurlu televizyonun karşısına geçmişim. Var mı daha büyük mutluluk? Yani abartmamak lazım, vardır mutlaka daha büyük mutluluklar. Her mutluluk insana göre değerlidir ama... bir de olayın bu yönü var. Tek taraflı düşünmemek gerek ayrıca olayı....

Mesela ben şimdi tv seyrediyorum ya. Bu program canlı yayınlanıyor, yani sanırım öyle. Canlı yazıyor köşede. Telefon bağlantıları falan kuruyorlar. Demek ki canlı... mı acaba? Belki bunların hepsi düzmece. Belki de bu arayan insanlar da bu kanaldan para alıyorlar. Canlı yayınmış hissi veriliyor bizlere. Bir salon adam var orda ama yine de bu canlı bir program olduğunu kanıtlamaz. Belki onlar da bu işin içinde.... Valla aslında şöyle bir düşününce güzel iş ha... Arada bir televizyonu arıyorsun ya da gidip programa konuk oluyorsun, canlı yayınmış gibi davranıyorsun, hem eğlenip hem para kazanıyorsun... Acaba bu işleri kim organize ediyor? Adamını bulup bu işlere girmek gerek... tabii böyle bir iş sektörü varsa eğer. Yoksa da yaratılabilir. Ama bu yapımcılara bağlı gelişen bir olay. Orada gerçekten canlı yayın da yapılıyor olabilir. Yani ben yanılıyorum belki ve adamlar sırf böyle bir iş sektörü açılmasın, işsizlere istihdam sağlanmasın diye inat edip pazar pazar gidip canlı program yapabilirler. Olamaz mı? Bal gibi olur... Ne aç gözlü bir medyamız var bizim böyle...

Pazar tatilinde ben sıcak olmasa da evimde oturmuş çekirdek çitleyip canlı olan ya da olmayan bir eğlence programı izliyorum. Bu yayını hazırlayan insanlar var, sunanlar, çekenler... Koskoca bir ekip. Pazar tatilleri yok bu insanların. Yani eğer demin düşündüğüm şey doğru ise aslında çok da kolay olmayan bir para kazanma yöntemi bu. Sırf para için insanlar gidip orada belki de sevmedikleri sanatçıları alkışlamak ve eğlence programı içinde yapılan bir sürü saçma sapan yarışmaya katılmak zorunda. Zor bir iş aslında, dışarıdan göründüğü gibi değil hiçbir şey... Keyifli yanları yok değil.. Sonuçta televizyonda görünüyorsun, yurtiçindeki ve yurtdışındaki akrabalarına el sallayabiliyorsun... Ucuz bir selam söyleme yöntemi... Mektup bile olmuş 400 bin...

Nedense bizde de adettir, böyle güzel programların falan olduğu günlerde kuruyemişçiler normalden daha çok para kazanırlar. Ben medyayı suçladım ama belki de bu eğlence programlarını sadece kanalın reytingi artsın diye yapmıyorlar, kuruyemişçiler için de yapıyorlar bunu... Sektörlerin bir dayanışması da olabilir bu, ya da ben abartıyorum belki... bilinmez... Hep gizli kalan bir şeyler var.. Bizden, halktan saklananlar yani.. Bu da onlardan biri olabilir pekala.. Kapalı kapılar ardında neler konuşuluyor kimbilir... Meslek odaları birlikte toplanıp dayanışma adı altında halkı kandırıp birbirlerine daha fazla para kazandırmaya çalışıyor olabilirler. Gerçi onlar da halk ama ne bileyim sanki biraz daha farklılar gibi.. Onlar deyip duruyorum ama onlar kim? Bunu bile bilmiyorum. Çok önyargılı da olabilirim. Sonuçta ben bir insanım ve insanlar bunları düşünebilir... Yani en azından düşünebilmeli, böyle bir hakkı olmalı... İnsanım ben ya da en azından görüntü itibariyle öyle görünüyorum. Kim bir mutant olmadığını iddia edebilir ki?... Kimse...

Tam yarım saattir bir mola bile vermeden çekirdek çitliyorum. Yedikçe yediriyor kendini bu meret. Hele de televizyona dalıp gittiysen nasıl bittiğini anlamıyorsun. Kaç elden geçiyor kimbilir bize gelene kadar bunlar. Tarlalardan toplanıyor ayrıştırılıyor falan filan... Sonra kargo aşaması var bunun, dağıtılıyor. Pis kamyonlarla... Tanımadığım bir çok insanın eli değiyor.. Ben de televizyon keyfi yapmak için alıyorum ve bu pis mi temiz mi olduğundan emin olmadığım çekirdekleri çitliyorum. Bunları düşünürken hala çitlemeye devam etmem de ayrı bir tartışma konusu... Ben ne iradesiz bir insanım böyle.. Yani bir çekirdeğe mahkum olabiliyorum. O kendini bana çitlettiriyor, ben çitlemiyorum sanki. Tümden kontrolü onun eline vermiş gibiyim. Yani sonuçta ben edilgenim her halükarda.... Bak izlediğim programdan belli. Amacı ne bu programın? Eğlendirmek. Eğlendirilen kim? Ben. Eğlendiriliyorum, çekirdek çitlettiriliyorum... Ben çok iradesiz ve zayıf bir insan mıyım? Kendim eğlenemiyor muyum? Çekirdeksiz yaşayamam mı? Çekirdek çitlemeden de televizyon seyredemem mi? Bu kadar mı acizim? Hâlâ çitliyorum yaa lanet olsun...

Eğlence programı izlemenin de bir anlamı kalmadı... Eğlenemiyorum bunları düşündükçe... Ama bir dakika.. O zaman ben zayıf biri değilim ki.. Eğlendirmeye çalışan insanlara rağmen eğlenmiyorsam... O zaman güçlü olan aslında benim. Her şey benim elimde o zaman... Peki ya çekirdek? Almıyorum bundan böyle kardeşim! Almazsam çitlemem de, kölesi de olmam... Bu da benim elimde! Buyrun bakalım, meydan okuyorum sizlere! Çekirdek de çitlemiyorum, eğlenmiyorum da! Bu yolda ve bu uğurda tek kişi kalsam bile savaşacağım! Eğlenmiyorum! Hayatımı somurtarak geçireceğim bundan böyle!... ve tabi ki çekirdeksiz! Buyrun televizyonu da kapatıyorum! Hadi bakalım şimdi eğlendirin de göreyim!

Ama bir dakika... Peki ya zaten asıl amaçları buysa? Benim eğlenmemi istemedikleri için bunları yapıyorlarsa? Çekirdekciler federasyonu ve TV kanalları... Bu da olası... Bu fırsatı onlara vermeli miyim? Vermezsem ve eğer yanılıyorsam yine onların istediği olacak! Yine ben iradesiz ve edilgen olarak kalacağım! Bunu hazmedemem artık!

Amacınızı bilmiyorum ama keyfimi kaçırdığınız gün gibi aşikâr... Ben de normal bir insan gibi oturup pazar keyfi yapmak istemiştim.. Sadece bunu istemiştim! Tanrım çok şey mi istedim? Neden yapıyorsunuz bunları bana? Neden! Burada anlatacak bir şeyler çıksın diye mi? Bunun için mi ha? Ben sevgiden aşktan sözetmek isterdim, güzelliklerden... Ama siz bana bunları yaşatıyorsunuz!... ve yaşatmakla da kalmıyorsunuz bir de tutup yazdırıyorsunuz! Ben yine edilgenim değil mi? Hoşunuza gitti mi bu?!

Bu yazılanları okuyan sizler... kusura bakmayın... Yani aslında bir showmen kişisel sorunlarını sahneye yansıtmamalı... ama neyse ki ben showmen değilim... Peki ben neyim? İradesiz ve edilgen biriyim... belki de!

tabii continued....

mustafa akyol

Hiç yorum yok: