Yoruldum. Arada bir oluyor bu bana. Herkese de oluyor mudur ki? Oluyordur tabii ki. Metabolizma diye bir olay var. Şehrin pek çok yerine böyle ağaçlık, çocuklu, kaydıraklı parkların konması güzel bir durum. Bir ara gidip belediye başkanına teşekkür etmeli. Kabul eder mi ki beni? Yaa elbette kabul eder. Benim oyumla seçiliyor onlar. İyi de ben oyumu ona vermedim ki... Uffff.. Gitmeyeyim en iyisi. Giderim şimdi korumaları falan vardır, tatsızlık çıkar.
Eskiden, yani ben çocuktum sanırım, tabii eskiden olduğuna göre çocuk olmam gerek, annem beni parka götürürdü. Şimdi parkta olduğuma göre getirirdi mi demeliyim? Getirirdi diyeyim. Neyse işte (baştan savma efekti kullandım yaa.. olmaz ki ama yaa) gelirdik parka. Bu park değildi gerçi, giderdik de denebilir o halde. Tamam, giderdik iyi. Parka giderdik, daha iyi.
Annem beni kaydırağa bindirirdi. Kaydırağa binince kayma zorunluluğu doğardı tabii ki. Kayardım alabildiğine. İyi de alabildiğine ne demek yaa? Yani bir sonu var kaydırağın. Öyle uzun bir mesafe de değil üstelik. Yani kayardım işte. Kaydırakta ne yapılır ki başka? Zaten başka şeyler yapılabiliyorsa da ben o zaman küçüktüm. Bilmemem doğal değil mi? Şimdiki çocuklar da bilmiyorlar hem. Baksana kayıyorlar işte.
Simitçi: Simit alır mısın abi? Taze bak. Çıtır çıtır.
Ego: Teşekkürler, istemem.
Simitçi: Ama abi çok taze.
Ego: Taze olmaları onları yemem gerekliliğini doğurmaz tamam mı?
Simitçi: Nasıl abi?
Ego: Boşver... Git hadi istemiyorum simit falan.
Simitçi: Scaaaaakkk smiiiiiiiytttt!!!!!
Offf offff! Kulağımın dibinde bağırıyor yaa. Niye yurdumun bazı çocukları bu yaşta bir esnaf ve sanatkarlar odası ruhuyla hareket etmek zorunda kalırlar? Buyur işte. Parktaki çocuklar da bununla aynı yaştalar. Onlar "Anneee! Şuna bişey söyle! Topumu alıyoo!" diye bağırırken diğeri "Scaaaaakkk smiiiiiiiytttt!!!!!" diye bağırıyor. Çok toplumsal düşündüm yaa, psikoloğuma görünmeliyim. Sonum hayra alamet değil!
Annem diyordum. Beni parka götürürdü. Salıncak, kaydırak ne varsa binerdim. Tahtırevalli vardı sonra. Benim de karşıma hep iyi beslenmiş manda gibi çocuklar gelirdi tahtırevallide. O zaman buna çok üzülürdüm. Ben çelimsiz bir çocuktum çünkü. Ama şimdi şimdi anlıyorum ki aslında ağır olan benmişim. Çünkü ben yukarda kalırdım. Ben göğe yakındım yani. O şişman çocuklar ise yere çakılır kalırlardı. Aklım gibi havada kalırdım ben. Ama bir yandan da onların ayakları yere basıyordu. Ben muallaktaydım. Şimdi sevinmeli mi, yoksa üzülmeli mi bilmiyorum. Ben zaten hiçbir şey bilmiyorum!
Şu salıncaktaki çocuk da aynı benim küçüklüğüme benziyor. Nasıl yani? Ne açıdan benziyor? Tipi benzemiyor bir kere. Ben daha sarışındım. Hem ben tipsizdim. Bu çocuk yakışıklı. 0-6 yaş grubu kızlara kur yapacak kadar yakışıklı hem de. Annesi de yanında bak. Gururla bakıyor oğluna. Bak işte bu açıdan benzeşiyoruz. Annem de benimle gurur duyardı. Hala duyar. Bir de ben kendimle gurur duyabilsem. Bir sorun kalmayacak. Psikoloğum da öyle diyor zaten. Ama şu simitçi çocuklar olduğu sürece bu zor.
Boyacı: Boyiyalım abi. Parlamazsa para yok.
Ego: Zaten para yok ki....
Boyacı: Canın saolsun abi.
Ego: Canım sağ zaten. Başka bir şey teklif et.
Boyacı: Nası yani abi?
Ego: Boyama yani, istemiyorum. Kirli kirli seviyorum ben ayakkabılarımı.
Boyacı: Abi tozunu alsaydım bari.
Ego: Yok özellikle ben o tozları için aldım bunu. Modeli böyle bunun.
Boyacı: Tamam abi.
Simitçi çocuğu atlattık ama şimdi de bu çıktı. Eli yüzü boya içinde. Acaba akşam eve gidince banyo yapabiliyor mu? Ya da gidecek bir evi var mı? Nerede yaşıyor? Simitçi çocuktan daha mı iyi kazanıyor? Kazancını kim alıyor? Ben niye bu kadar soru soruyorum?
Anladım ki parkta oturmak bile bana haram. Ben niye takıyorum bu kadar bunlara yaa? Herkes de takıyor mu ki? Peki herkes takıyorsa bana niye şizofren diyor bilim adamları? Ben o bilimadamlarına bunları anlattığım için mi? Anlatmasa mıydım? Hadi anlattım bir de tutup bunları yazmanın ne anlamı var? Yoksa yok mu?
mustafa akyol

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder